emirhanaydin.com.tr 7 Yaşında!
9 Temmuz 2019 tarihinde kurduğum emirhanaydin.com.tr, yedinci yaşını doldurdu.
Üç yıl önce blogumun hikayesini uzun uzun anlatmıştım. Ortaokul yıllarında açtığım internet sitelerinden, lise döneminde arkadaşlarımla kurduğumuz nedesek.net isimli forumdan, üniversite yıllarında yazdığım kişisel yazılardan ve daha sonra dört yıl boyunca neden hiçbir şey yazmadığımdan bahsetmiştim.
Sonra bir gün bir kutu menfez hesabı yapmam gerektiğini, Türkçe kaynak bulamadığımı ve “Ben bu problemi çözdüm ama benden sonra aynı hesabı yapacak mühendis neden aynı zorluğu yaşasın?” diye düşündüğümü anlatmıştım. emirhanaydin.com.tr işte böyle ortaya çıkmıştı.
Aslında bütün hikaye tek bir soruyla başlamıştı:
Benim öğrendiğim şey, neden bende kalsın?
Bugün aradan yedi yıl geçti.
Bu yedi yılın son üç yılında bloguma eskisi kadar yazamadım. Hatta dürüst olmak gerekirse zaman zaman blogumu ihmal ettim. Eskiden gecenin bir vakti bilgisayarın başına oturur, birkaç gün sürecek bir yazıyı hazırlamaya başlardım. Şantiyede çektiğim fotoğrafları tek tek düzenler, oklar koyar, açıklamalar ekler, yaptığım hesabı en küçük ayrıntısına kadar anlatırdım.
Son yıllarda ise yazmak istediğim onlarca konu zihnimde birikti ama bir türlü yazıya dönüşmedi. Çünkü hayatım değişti. Sorumluluklarım arttı. Şantiyeler, projeler, ticari işler, meslek odası çalışmaları, toplantılar, kamu işleri, aile hayatı derken blog için ayırdığım zaman giderek azaldı.
Fakat bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum: Bloguma daha az vakit ayırmama sebep olan sorumlulukların önemli bir kısmı bana yine bu blog sayesinde geldi.
Yani bir bakıma emirhanaydin.com.tr kendi zamanını kendi elleriyle azalttı.
Bi’ Laptop ve Bi’ Blog
Dördüncü yıl yazımın sonunda şöyle bir cümle kurmuştum:
“Bi’ laptop ve bi’ blog ile başlayan süreç, bana pek çok kapının açılmasına vesile oldu.”
Bugün bu cümleyi değiştirmiyorum. Hatta aynı cümleyi artık çok daha güçlü bir şekilde kurabilirim. Çünkü bu blogun bana açtığı en büyük kapı İnşaat Mühendisleri Odası oldu.
Elbette hiçbir görev, hiçbir seçim ve hiçbir mücadele tek başına bir internet sitesine bağlanamaz. İnsan ilişkileri vardır, emek vardır, ekip vardır, doğru zamanda doğru yerde bulunmak vardır. Ancak insanların beni tanımasını, mesleğe bakışımı görmesini, hangi konularda mücadele ettiğimi anlamasını sağlayan ilk yer burasıydı.
Ben daha herhangi bir oda görevinde değilken şantiye şefliğini yazıyordum. Yapı denetim sisteminin sorunlarını yazıyordum. Mühendisin kağıt üzerinde bırakılmasını, teknik kararların mühendis dışındaki kişiler tarafından verilmesini, sahadaki hatalı uygulamaları ve meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunları yazıyordum.
Bazen bir yazı yazıyordum, kimse okumuyor sanıyordum. Sonra hiç tanımadığım bir şehirden bir mühendis arıyor ve “Yaşadığınız şeylerin aynısını biz de yaşıyoruz.” diyordu. Bazen bir video yayımlıyordum, video birkaç bin kişiye ulaşıyor, ardından bir belediyeden, üniversiteden veya başka bir şehirdeki meslektaşımdan telefon geliyordu.
İnsan internete bir şey yazarken karşısında kaç kişinin olduğunu tam olarak anlayamıyor. Ekranda bazı sayılar görüyorsunuz. On bin görüntülenme, yüz bin görüntülenme, birkaç milyon ziyaretçi… Bunlar ilk bakışta rakamdan ibaret. Ancak o rakamların içerisinde sizi ileride bir göreve davet edecek bir kişi, birlikte mücadele edeceğiniz bir meslektaş, fikrinizden etkilenecek genç bir mühendis veya yıllar sonra karşınıza çıkacak bir yol arkadaşı olabiliyor.
Ben bunu yaşayarak öğrendim.
İnşaat Mühendisleri Odası Süreci
İMO sürecinin en başında ortada hazır bir makam veya güvenli bir yol yoktu. Tam tersine, sonunun nereye varacağını bilmediğimiz bir mücadele vardı.
Bursa Şubesi’nde 28 yıldır devam eden bir yönetim anlayışına itiraz ettik. Sosyal medyada konuştuk, meslektaşlarımıza ulaştık, şehir şehir dolaştık, toplantılar yaptık, tartıştık, yorulduk ve zaman zaman kendi aramızda da ayrıştık.
Çünkü dışarıdan bakıldığında bir seçim birkaç afişten, birkaç konuşmadan ve sandığa atılan oydan ibaret görünebilir. Gerçekte ise öyle değildir. Bir meslek odasında yerleşmiş bir düzeni değiştirmeye çalıştığınızda karşınızda sadece başka bir liste olmaz. Yıllardır oluşmuş alışkanlıklar, ilişkiler, kırgınlıklar, korkular ve “Nasıl olsa hiçbir şey değişmez.” düşüncesi olur.
Bence en zor mücadele de buydu: İnsanları değişimin mümkün olduğuna ikna etmek.
Biz önce buna inandık. Sonra başkalarını inandırmaya çalıştık ve başardık. 28 yıl sonra Bursa Şubesi’nin yönetimi seçimle değişti. Ben de, kıymetli dostum ve yol arkadaşım Yüksek İnşaat Mühendisi Kadir Fırat Zeybek'in yardımcısı olarak, yönetim kurulu üyesi oldum.
Daha birkaç yıl önce şantiyelerde gördüğüm hataları blogumda anlatan, bir yandan video çekmeye çalışan ve çoğu zaman söylediklerinin ne kadar karşılık bulduğundan emin olamayan bir mühendistim. Sonra kendimi mesleğin sorunlarıyla ilgili kararların konuşulduğu masalarda buldum.
Bu değişim bir gecede olmadı. Blog yazılarıyla başladı, videolarla devam etti, sosyal medya paylaşımlarıyla büyüdü. İnsanlarla tanıştım. İnsanlar beni tanıdı. Benim neye itiraz ettiğimi ve neyi savunduğumu gördüler.
Dolayısıyla blog bana hazır bir koltuk vermedi. Ama o koltuğa oturduğumda söyleyecek sözümün oluşmasını sağladı.
Kütahya’da İMO Mücadelesi
Kütahya Temsilciliği Yönetim Kurulu üyeliği benim için önemliydi çünkü benim asıl meselem her zaman Kütahya oldu. Ben bu şehirde yaşıyorum. Bu şehirde inşaat yapıyorum. Bu şehirdeki şantiyeleri görüyorum. Bu şehirdeki mühendislerin yaşadığı sorunları biliyorum. Ruhsat süreçlerini, şantiye şeflerinin hangi şartlarda çalıştığını, yapı denetim mühendislerinin karşılaştığı baskıları, meslektaşlarımızın ekonomik zorluklarını yakından görüyorum.
Kütahya Temsilciliğinde görev aldığımız dönemde sadece aidat toplayan, evrak imzalayan veya yılda birkaç kez toplantı yapan bir temsilcilik olmak istemedik. Meslektaşın kapısını çalabileceği bir yer olmak istedik. Şehirde mesleği ilgilendiren bir konu olduğunda söz söylemek istedik.
Eğitimler düzenledik, seminerler yaptık, alanında önemli isimleri Kütahya’ya getirdik. Depremi konuştuk, güçlendirmeyi konuştuk, proje üretimini konuştuk, şantiye uygulamalarını konuştuk. Bazen salonları doldurduk. Bazen beklediğimiz ilgiyi göremedik. Bazen bir etkinliğe günlerce hazırlandık ve katılımın azlığına canımız sıkıldı.
Fakat vazgeçmedik.
Çünkü meslek odacılığı sadece kalabalık salonlarda fotoğraf çekilmek değildir. Bazen beş meslektaş için de eğitim düzenlersiniz. O beş kişiden biri öğrendiği bilgiyle bir şantiyede ciddi bir hatayı önler. Belki yıllar sonra sizin hiç haberiniz olmaz ama yaptığınız iş amacına ulaşmış olur.
İMO sürecinde benim en fazla önem verdiğim konulardan biri şantiye şefliğiydi. Yıllar önce blogumda bir şantiye şefinin beş ayrı şantiyede görev yapmasını eleştirmiş ve “Her şantiyede bir şef” olması gerektiğini yazmıştım. Daha sonra İnşaat Mühendisleri Odasının “1 Şantiye 1 Şef” kampanyasında benim hazırladığım görselin kullanılması benim için çok kıymetliydi.
Mesele elbette bir görselin kullanılması değildi. Yıllar önce kişisel blogumda savunduğum bir fikrin meslek örgütünün gündemine girmesiydi.
Bugün de aynı yerdeyim. Şantiye şefliği imza atılarak yerine getirilecek bir görev değildir. Mühendis şantiyede bulunmuyorsa, işveren karşısında ekonomik bağımsızlığı yoksa, aynı anda farklı noktalardaki çok sayıda yapının sorumluluğunu taşıyorsa ve teknik karar verme gücü elinden alınmışsa, kağıt üzerinde yazılan görev tanımlarının fazla bir anlamı kalmaz.
Bunu blogumda yazdım. Toplantılarda söyledim. Basın açıklamalarında söyledim. Gerekirse söylemeye de devam edeceğim.
Eskişehir’e Bağlanmak
İMO’daki yolculuğumuz daha sonra başka bir döneme girdi ve Kütahya Temsilciliği Eskişehir Şubesine bağlandı. Her değişiklik kendi içerisinde belirsizlikler taşır. Yeni insanlar, yeni çalışma düzeni, yeni ilişkiler ve yeniden kurulması gereken bir güven vardı. Fakat biz bu dönemi Kütahya açısından yeni bir fırsata dönüştürmeye çalıştık.
Kütahya Temsilciliğinin daha görünür, daha güçlü ve daha kurumsal bir yapıya kavuşması için çalıştık. Uzun zamandır konuşulan temsilcilik binası meselesinde önemli bir adım attık. Kütahya’daki meslektaşlarımızın kendilerine ait bir mekana sahip olması için arsa yatırımını gündeme getirdik ve bunun için çalışmaya başladık.
Ben bu meseleyi sadece bir bina meselesi olarak görmüyorum. Bir meslek odasının şehirde kendine ait bir yeri olması, o şehirde kök salması anlamına gelir. Genç mühendis gelir, oturur. Bir meslektaşımız hukuki veya teknik bir sorun yaşar, kapıyı çalar. Seminer yapılır, toplantı yapılır, mesleğin geçmişi ve geleceği aynı yerde konuşulur.
Belki yıllar sonra bizim isimlerimiz unutulur. Ancak ortaya koyduğumuz işler yaşamaya devam eder. Zaten yöneticilik dediğimiz şey biraz da budur. Kendinize ait olmayan bir makamda, sizden sonra gelecek insanlar için bir şeyler bırakabilmek.
Bir Dönemin Sonu
İMO’daki görev sürem de artık doldu.
Bu cümleyi yazmak açıkçası biraz tuhaf geliyor. Çünkü son birkaç yılda hayatımın öylesine büyük bir bölümünü İMO kapladı ki, toplantıların, seçimlerin, temsilcilik çalışmalarının, mesleki tartışmaların olmadığı bir dönemi düşünmek bile ilk anda garip geliyor.
Görevler bitiyor. Zaten bitmeli de.
Meslek odalarında makamların kişilere ait olmadığını, belirli sürelerle emanet edildiğini düşünüyorum. Görevde olduğunuz süre içerisinde yapabileceklerinizi yaparsınız, yapamadıklarınız kalır, bazen hata yaparsınız, bazen doğru olduğuna inandığınız bir işin sonucunu yıllar sonra görürsünüz ve sonra o koltuğu başka bir meslektaşınıza bırakırsınız.
Ben kendi adıma dönüp baktığımda İMO’da geçirdiğim yılları hayatımın en öğretici dönemlerinden biri olarak görüyorum. İnsan tanıdım. Kurum tanıdım. Siyaseti, bürokrasiyi, meslek örgütlerini ve insanların sorumluluk aldıklarında nasıl değişebildiklerini daha yakından gördüm. Bazı dostluklar kazandım, bazı dostlukların düşündüğüm kadar sağlam olmadığını öğrendim.
Ama en önemlisi, bir şeyi dışarıdan eleştirmekle sorumluluğunu üstlenmek arasındaki farkı öğrendim.
Blogda oturup “İMO şunu yapmalı.” demek kolaydı. Bir süre sonra o “yapmalı” dediğim kurumun yönetiminde oturduğumda işin başka taraflarını da gördüm. Bütçe var, mevzuat var, insan var, farklı düşünceler var ve bazen en basit görünen bir işi yapabilmek için aylarca uğraşmanız gerekiyor.
Bu durum geçmişteki eleştirilerimin tamamının yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Aksine bazı konularda düşündüğümden bile daha haklı olduğumu gördüm. Fakat kurum yönetmenin dışarıdan göründüğünden daha zor olduğunu da öğrendim.
Şimdi görevim bitti.
Ancak İMO ile ilişkim bitmedi. Meslektaş olmaya devam ediyorum, inşaat mühendisi olmaya devam ediyorum ve bu şehirde yapılan her bina beni ilgilendirmeye devam ediyor. Bundan sonra belki daha fazla dışarıdan bakacağım ama bu defa içeride olmanın ne demek olduğunu da biliyorum.
Sanırım blog açısından bunun da faydası olacak.
Her Şey Güzel miydi?
Tabii ki değildi.
Bu süreçte yoruldum, kırıldım, yanlış anlaşıldım. Bazen iyi niyetle yaptığım işler başka yerlere çekildi. Bazen açıkça söylediğim sözler, söylemediğim anlamlara sokuldu. Bazen saatlerce emek verdiğimiz bir iş, birkaç saniyelik siyasi veya kişisel değerlendirmelerle değersizleştirilmeye çalışıldı.
Meslek örgütlerinde görev aldığınızda herkesin sizi aynı yerden değerlendirdiğini düşünüyorsunuz. Oysa biri yaptığınız işe bakıyor, biri hangi grupta olduğunuza, biri kiminle fotoğraf verdiğinize, biri kendisine ne kadar yakın olduğunuza bakıyor. Biri de siz ne yaparsanız yapın eleştirecek bir şey buluyor.
Başlarda bunların tamamını fazlasıyla önemsiyordum. Şimdi daha az önemsiyorum.
Çünkü herkesi memnun etmeye çalışarak doğru bir iş yapılamayacağını öğrendim. Bir konuda gerçekten doğru olduğuna inanıyorsanız bazen yalnız kalmayı göze almanız gerekiyor. Zaten meslek hayatım boyunca da böyle olmadı mı?
Şantiyede hatalı bir uygulamaya itiraz ettiğinizde ilk anda kimse sizi alkışlamıyor. Usta size kızıyor, işveren işin yavaşladığını düşünüyor, bazen diğer mühendis “Bu kadar uzatmaya gerek var mıydı?” diyor. Ama günün sonunda o yapının sorumluluğu sizin üzerinizdeyse karar vermek zorundasınız.
Meslek odasında da durum çok farklı değil.
Bloguma Neden Yazamadım?
Bu soruyu kendime uzun zamandır soruyorum. Gerçekten vaktim mi yoktu, yoksa yazma alışkanlığımı mı kaybettim?
Sanırım ikisi de.
Blog yazmak sosyal medya paylaşımı yapmaya benzemiyor. Bir sosyal medya paylaşımını birkaç dakikada hazırlayabilirsiniz. Ancak iyi bir blog yazısı araştırma ister, düşünme ister, fotoğraf ister, kaynak ister ve en önemlisi zihinsel bir sakinlik ister.
Ben son yıllarda o sakinliği pek bulamadım.
Bir işi bitirirken başka bir iş başladı. Bir toplantıdan çıkarken başka bir sorunla karşılaştım. Mesleki çalışmaların yanında ticari hayatın sorumlulukları arttı. Sonra hayatımın en güzel değişikliklerinden biri oldu ve baba oldum.
Kıvanç hayatımıza girdi.
İnsan baba olduğunda zamanın anlamı da değişiyor. Daha önce boşa geçirdiğinizi düşünmediğiniz yarım saatlerin bile ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorsunuz. Bir yandan onunla daha fazla vakit geçirmek istiyor, bir yandan onun geleceği için daha fazla çalışmanız gerektiğini düşünüyorsunuz.
İnternet Değişti
Blogu kurduğum 2019 yılındaki internet ile bugünkü internet aynı değil.
O dönem insanlar bir sorunun cevabını bulmak için Google’da arama yapıyor, bir internet sitesine giriyor ve yazıyı okuyordu. Bugün yapay zeka sistemleri, kısa videolar ve sosyal medya platformları insanların bilgiye ulaşma biçimini değiştirdi. İnsanlar bazen internet sitesine girmeden cevabını arama ekranında görüyor. Bazen üç dakikalık bir yazıyı okumak yerine otuz saniyelik bir video izliyor.
Blogumun ziyaretçi sayıları da bu değişimden etkilendi. Bunu görmezden gelemem. Eskiden aylarca düzenli yükselen grafiklerin bugün aynı şekilde ilerlemediğini görüyorum.
Peki bu durumda blog yazmayı bırakmak mı gerekiyor?
Bence hayır.
Çünkü internette sadece bulunmak için yazarsanız, algoritma değiştiğinde yazma sebebinizi kaybedersiniz. Benim ilk yazma sebebim algoritma değildi. Bir mühendisin bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmaktı. Bir yanlış uygulamaya itiraz etmekti. Bir konuda şehirde tartışma başlatmaktı. Kendi mesleki hafızamı oluşturmaktı.
Bunların hiçbiri ortadan kalkmadı.
Üstelik sosyal medya paylaşımları birkaç gün sonra kayboluyor. Blog yazıları ise yıllarca yaşamaya devam ediyor. Bugün hala 2019 yılında yazdığım bir yazı nedeniyle bana ulaşan insanlar var.
Yedi yıl önce ekilen bir tohum, bugün hiç tanımadığım birinin karşısına çıkabiliyor.
Bu az şey değil.
Blog Bana Ne Kazandırdı?
emirhanaydin.com.tr bana para kazandırdı mı?
Evet.
Reklamlar aldım, iş birlikleri yaptım ve blog sayesinde ticari bağlantılar kurdum, daire sattım, iş bağladım vs. Ancak blogun bana kazandırdığı en değerli şey para olmadı.
Bir kimlik kazandırdı. İnsanların beni tanımasını sağladı. Düşüncelerimi kayıt altına aldı.
Bugün bir konuda ne söylediğimi inkar etmemi zorlaştırdı. Çünkü yıllar önce yazdığım yazı orada duruyor.
Bu bazen insanı zorlayan bir şey. Yıllar geçtikçe fikirleriniz değişebiliyor. Eski bir yazınızı okuduğunuzda “Bugün olsa bunu böyle yazmazdım.” diyebiliyorsunuz.
Fakat bunda utanılacak bir şey yok. İnsan hiç değişmiyorsa ya hiç öğrenmiyordur ya da öğrendiklerini kabul etmiyordur.
Ben bazı konularda değiştim. Bazı konularda daha sert oldum, bazı konularda daha sakin oldum. Bazı insanlara haksızlık ettiğimi fark ettim, bazı insanlara ise gereğinden fazla anlayış gösterdiğimi anladım.
Ama temel düşüncem değişmedi:
Mühendis, bildiği doğrunun arkasında durmalıdır.
Meslek odası, meslektaşının yanında olmalıdır.
Bir şehirde yanlış bir şey yapılıyorsa, o şehirde yaşayan teknik insanlar susmamalıdır.
Bilgi paylaşılmalıdır.
Bundan Sonra Ne Olacak?
Dördüncü yıl yazımda ne yapmak istediğimi bildiğimi söylemiştim.
Bugün de biliyorum.
Blogumu yeniden aktif hâle getirmek istiyorum. Fakat bunu yedi yıl önceki yöntemlerle yapamayacağımın da farkındayım. Artık yapay zekayı, video içeriklerini, sosyal medyayı ve yeni yayın yöntemlerini blogla birlikte düşünmek gerekiyor.
Blog yeniden merkez olacak. Videolar, sosyal medya paylaşımları ve farklı içerikler buradan beslenecek.
Yazmak istediğim çok şey var.
Kütahya’nın yapı stokunu yazmak istiyorum. Şantiye şefliğinin gerçekte neden çalışmadığını yazmak istiyorum. Müteahhit kimliğinin teknik kararlar üzerindeki etkisini, yapı denetim sistemindeki sorunları, meslektaşlarımızın ekonomik şartlarını yazmak istiyorum.
İMO’da yaşadığım süreçleri, yapılanları ve yapılamayanları daha açık bir şekilde anlatmak istiyorum. Görev sürem artık bittiği için belki bazı şeyleri daha rahat yazabileceğim.
Çünkü kurumların hafızası çoğu zaman tutanaklardan ibaret kalıyor. Oysa bir dönemin gerçek hikayesi, o dönemde mücadele eden insanların yaşadıklarında saklıdır.
Başarıları anlatmak kolay.
Yapılamayanları anlatmak daha zor.
Ben ikisini de anlatmak istiyorum.
Yedi Yıl Sonra
Yedi yıl önce bir kutu menfez hesabı için Türkçe kaynak bulamadığım için bu blogu kurdum.
Bugün o blog beni İnşaat Mühendisleri Odası Kütahya Temsilciliğine, Ticaret ve Sanayi Odasına, farklı sivil toplum kuruluşlarına, televizyonlara, radyolara, üniversitelere ve hiç tanımadığım insanların hayatlarına taşıdı.
Zaman değişti...
Ben de değiştim.
Daha önemlisi, blog bana bir söz söyleme sorumluluğu yükledi.
Çünkü insanlar sizi dinlemeye başladıktan sonra her konuda konuşmanız gerekmiyor ama konuşmanız gereken yerde susmamanız gerekiyor.
Ben her zaman doğru kararlar vermedim. Hatalar yaptım, eksik kaldım, blogumu ihmal ettim. İnsanları kırdım, kırıldım, yoruldum ve zaman zaman mücadele etmekten bıktım.
Ama hiçbir zaman mesleğime, şehrime ve insanlara faydalı olma isteğimi kaybetmedim.
İMO’daki görevim bitti. Başka görevler başlayacak, bazıları bitecek. Yaptığımız binalar tamamlanacak, yenilerine başlayacağız. Bugün çok önemli görünen bazı meseleleri birkaç yıl sonra muhtemelen hatırlamayacağım bile.
Ama yazılan şeyler kalıyor.
Belki de bu yüzden yeniden buradayım.
Bugün yeniden bilgisayarın başına oturup bu yazıyı yazabiliyorsam, demek ki hikaye bitmemiş. Belki biraz ara vermiş, belki şekil değiştirmiş, belki de yeni başlıyordur.
Bi’ laptop ve bi’ blog ile başlayan süreçte artık yanımda çok daha fazla insan, anlatacak çok daha fazla hikaye ve mücadele edecek çok daha fazla mesele var.
emirhanaydin.com.tr’nin yedinci yılı kutlu olsun.
İyi ki kurmuşum. İyi ki yazmışım. İyi ki bazı konularda susmamışım.
(Bu yazının metin ve imla düzenlemelerinde yapay zeka araçları kullanılmıştır.)

Görüşmeye katılın